Matiate Ve Üç Kutsalı | Midyat, MARDİN (II)

Matiate Ve Üç Kutsalı | Midyat, MARDİN (II)

Mezopotamya yeryüzünün ilk yerleşim yerlerinden biridir. Bu kadim coğrafyanın her bir şehri açık hava müzesi gibidir. Bu yazımda hepimizin ismini duyduğu ama tarihi ve kültürü hakkında çok fazla bir bilgiye sahip olmadığımız Mezopotamya’nın tarihi şehirlerinden birini anlatmaya ve tanıtmaya çalışacağım.

Öncesinde ise bu coğrafyada tarihin şekillenmesinde önemli rolü olduğunu düşündüğüm ama çoğumuzun bihaber olduğu Mithra dininden bahsedeceğim. Mihtra ayinleri zamanla Dionysos-Sabazlus gizemlerinin yerini alırken, Mithra’nın “mağaralarında Babil’den İngiltere’ye kadar yayılan bir alanda eski tanrılarının yer altı tapınakları yerine geçiyordu.” Mithra İ.Ö 15 yy İran’da ortaya çıkan zamanla Mezopotamya’daki en önemli inanış halini almıştır. Yaşadığımız coğrafyada uzun süre inanılan bir pagan dini olmasına rağmen neredeyse hiç birimiz Mithra’ya dair bir şey bilmemekteyiz. Birazdan yazacakların sizlere fantastik gelebilir ama Mezopotamya toprakları her şeyin yaşanmasının mümkün olduğu bir coğrafyadır. Yazının başında belirtiğim gibi Mithra Dini mağara kültü üzerine kuruludur ve Mithra dinin altın çağını yaşadığı bir dönemde Asur Kralı II. Asurnasipal M.Ö 899 yıllında Matiate’yi ve köylerini bayrağım altına aldım diye gururla Asur tabletlerine yazdırır. Matiate’nin anlamının mağara olması ve Mithra kelimesinin Mihr (Güneş) kelimesinden türemesi ve bölgedeki onlarca güneş tapınağın varlığı bu fantastik tezimi ete kemiğe büründürmektedir. Daha birkaç yıl öncesinde Göbekli taş keşfedilmese insanlarını tarım toplumuna geçişi hakkında net bir bilgiye sahip olmayacaktık, dolayısıyla bu kadim toprakların yeterince araştırılması durumda insanoğlu tarihinin yeniden yazılacağı kanısındayım.

Tarihin akışı içerisinde bu kadar önemli olduğunu düşündüğüm Matiate bugün Midyat olarak bildiğimiz şehrin ta kendisidir. Bu kadim kent Mardin iline bağlıdır aynı zamanda Tur Abdin bölgesinin kültürel başkentliğini yapmaktadır.

Tarihle bu kadar yoğrulmuş bu kadim kent kendine yakışır bir şekilde dillere, dinlere ve kültürlere ev sahipliği yapmaktadır. Kürt, Süryani, Türk, Mhalmilerin bir arada yaşadığı bu kent kültür mozaiğin adeta tarifidir. Kürtler ve Türkler hakkında az çok bilgi sahibi olduğunuzu varsayıp ve bir önceki yazım Mezopotamya’nın En Renkli Buketi Tur Abdin’de Süryanilerden bahsettiğim için yazının bu kısmında ana vatanları Tur Abdin olan Mhalmi halkına değinmek isterim. Tur Abdin halklarından olan Mhalmiler hakkında çok az yazılı kaynak bulunmaktadır. Bu az sayıda kaynaktan edindiğim bilgi ve bu halkla yaptığım komşuluktan kaynaklı edindiğim izlenim Mhalmiler Arapçanın “Qiltu” lehçesini konuşup İslam dininin şafi mezhebine bağlı bir topluluk olduğudur. Yüzyıllar önce Hristiyan olup yaşanan baskılardan ve 1600’lü yıllarda Patrik İsmail döneminde yaşanan anlaşmazlıklardan kaynaklı İslamiyet’e geçmişleridir. Harun reşit zamanında Midyat ve çevresine yerleştirilen Ben Hilal aşiretinden etkilenmiş olup Süryanice Mhalmoye ve Arapça Muhallamemiye sözcüklerinin kaynaşmasından Mhalmi kelimesinin türediği varsayılır. Arapça ve Süryanicenin Sami dil ailesinden olması ve bu diller arasında geçişkenliğin fazla olması bu tezi güçlendiriyor. Anayurtları Midyat olan Mhalmiler, Kürtler, Türkler ve Süryanilerle beraber geçişken bir kültür mozaiğini oluşturuyorlar. Midyat’ın bu kadar renkli olmasının bir diğer sebebi ise Midyat’a özgü üç kutsalının varlığıdır. Telkâri (Gümüş İşçiliği), Midyat Taşı (Katori Taşı) ve Süryani Şarabı bu kutsal üçlemeyi oluşturuyor.

Telkâri (Gümüş İşçiliği)

Milat’tan önce 3000 yıl önce Mezopotamya coğrafyasında ortaya çıkmış bir sanattır. Külçe halindeki gümüşün eritilerek nerdeyse saç teli inceliğindeki gümüş tellerle yapılan bir el dokumasıdır. Etimolojik kökeni Tel (Ermenice-İplik) Kari (İrani Dillerinde-İşçilik) anlamında kullanılmaktadır. Eskisi kadar olmasa bile hala Midyat’a yaşayan bir sanattır. Sevdiğiniz insana alabileceğiniz en güzel hediyelerin başındadır. Midyat Çarşısında çok güzel eserler bulabilirsiniz.

Süryani Şarabı

Süryani Şarabının tarihi Mezopotamya’daki bağcılık tarihi ile başlar. Mezopotamya’da yetişen Öküzgözü ve Boğaz kere üzümlerinden kırmızı şarap yapılırken sadece Midyat ve çevresinde yetişen Kerküş ve Mazrone üzümlerinden beyaz şarap elde edilir. Özenle hasat edilen üzümler geleneksel şekilde fermente edilir. Süryani şarapların çeşitleriyle ilgili biraz bilgi verecek olursak;

Kustan (Beyaz Şarap): Açık Parlak Sarı renklidir. Kerküş ve Mazrone üzümlerinden yapılır. Canlı güçlü meyvemsi bir tada sahiptir. 10 yılla yakın yıllandırılabilir.

Dara (Kırmızı Şarap): İsmini Dara antik kentinden alan Mahlep aromalı Süryani Şarabıdır. Vişne likörünü andıran bir tada sahiptir. 8-10 yıl arasında yıllandırılabilir.

Manastır (Kırmızı Şarap): Boğaz kere üzümünün vanilya ile buluşmasıdır. Hafif baharatımsı tatların kokuların eşlik ettiği bir şaraptır. 8-10 yıl arasında yıllandırılabilir.

Turabdin (Kırmızı Şarap): Burunda toprak, böğürtlen, mürdüm eriği, soğuk demli çay, damakta burunla uyumlu kırmızı meyve tatlarına vanilya katılmaktadır. Öküzgözü ve Boğaz kere üzümlerinden yapılır. 8-10 yıl arasında yıllandırılabilir.

Midyat’ta geldiğinizde birçok şarap eviyle karşılaşabilirsiniz Şabo Şarap evi, Siras Şarap evleri bunlardan sadece ikisidir.

Midyat Taş İşçiliği (Katori Taşı)

Yapı Taşı olan Midyat taşı Kaynağından çıkarıldığı zaman oldukça yumuşak gözenekli ve beyaz renklidir. Zamanla güneşe ve soğuğa maruz kalan taş oksitlenerek sarımsı bir hal alır. Kaynağından çıkarıldığında yumuşak olduğu için işlenmesi kolaydır zamanla sertleşmesinden kaynaklı oldukça dayanıklıdır. Bu taşla yapılan yapılar binlerce yıldır ayaktadır. M.S 394 yıllında yapılan Mor Gabriel Manastırı Midyat Taşının en önemli sanat eserlerindendir. Yazın serin kışın sıcak tutarak ısı yalıtım görevi görmesi gibi özellikleriyle insanların evinde sağlıklı yaşamasına katkı sağlamaktadır. Ayrıca bu taşın sarımsı renkler alması Midyat’taki tarihi evlere ayrı bir doku katmaktadır.

Midyat’a özgü bu üç kutsalın yanında Midyat’a geldiğinizde görmeden gitmemeniz gerek yerlerin başında Mor Abraham Manastırı yer almaktadır. V. Yüzyılda iki keşiş (Abraham ve Hobel) tarafından kurulmuştur. Midyat Süryani Mezarlığı bu manastırın içinde yer almaktadır. Daha önceki yazımda bahsettiğim Sandalyeye oturtulup yüzü doğuya çevrilip gömülen birçok azizin mezarı bu kilisenin duvarlarında yer almaktadır.

Midyat manzarasını en güzel görebileceğiniz Konukevi,  Ulu Cami, Gulüşke Hanı, Eski Midyat Çarşısı, görülmesi gereken yerlerin başında yer almaktadır. Midyat gezmek için en uygun tarihler Mart-Eylül ayları arasıdır.

Yazın gelmeniz durumda Tur Abdin bölgesine özgü yetişen Tor Kavunu, Trozi (bir çeşit salatalık), ve Acur’u tatmanız gerekiyor. Bu Trozi ile yapılan turşuların tadını hiçbir yerde bulamayacağınıza eminim. Konaklamak için birçok butik otel mevcut bunun yanında bir evin damında şarabınızı yudumlarken yıldızların altında uykuya dalmanızı tavsiye ederim.

Binlerce yıllık bir tarih ile yoğrulmuş evler, kiliseler ve kültürlerin arasında unutulmaz birkaç gün yaşamak istiyorsanız eski Midyat sokaklarında kaybolmalısınız. Bu kaybolma uzun sürmez Tor’un küçük şirin bir çocuğu elinizden tutar ve size Matiate (Midyat) ve Üç kutsalı üzerine bilgiler verip sizi bütün sevecenliğiyle gezdirir.

Mezopotamya’nın En Renkli Buketi; Tur Abdin (I) | Midyat, MARDİN

Mezopotamya’nın En Renkli Buketi; Tur Abdin (I) | Midyat, MARDİN

Yeryüzünden gökyüzüne bir yakarış yükseldi “Eli Eli Lema Şevaktani” (“Tanrım oğlunu neden yalnız bırakıyorsun?“) Yakarışın sahibi çarmıha gerilen Hz. İsa’ydı ve peşinden gelecekleri görmeden ruhu bedeninden ayrılıyordu. Oysa çok kısa bir süre sonra Aramilerin torunları olan Süryaniler kitlesel şekilde Hristiyan Ortodoks mezhebini benimseyen ilk topluluk olarak adlarını tarihe yazdıracaklardı. İlk önce Antakya’da bu inancı benimseyen Süryaniler zamanla bunu anavatanları Tur Abdin‘e taşıdılar. Tur Abdin Süryanice ’de “kulların diyarı” anlamına geliyor. Buraya aynı zamanda Tor bölgesi de denilmektedir. Tor bölgesinde yaşayan Kürtler kendilerini Tori olarak adlandırmaktadır.

    Tur Abdin coğrafyası Süryani halkının kalbidir. Ezidiler için Şengal, Laleş ne kadar önemliyse, Süryaniler için de Tur Abdin o kadar önemlidir. Bu kutsal toprakların sınırları kuzeyde Batman(Hasankeyf), Siirt ve Dicle nehriyken doğuda Botan bölgesidir. Bu alan Mardin şehir merkezi, Midyat, Savur, Ömerli, Dargeçit, Gercüş’ün tamamını Nusaybin, İdil ve Hasankeyf’ in büyük bir kısmını kapsar. Günümüzde bu topraklarda Süryaniler, Kürtler, Mihalmiler ve az sayıda da olsa Ezidiler yaşamaktadır. Geçmişte ise bölgede Şems halkı ve Ermeniler yaşamaktaydı. Mezopotamya çiçekli bir bahçeyse Tur Abdin bu bahçenin en renkli buketidir. Sizleri bu yazımda kısa bir Tur Abdin turuna çıkaracağım ve birlikte kadim kültürlerin izini süreceğiz.


Tur Abdin her mevsim güzeldir ama gitmek için en güzel mevsim hangisi diye soran olursa ilkbaharda gidilmesini öneririm. Baharda giderseniz çağla ağaçlarının altında delice koşturup Tur Abdin ‘in  (Tor’un) bütün lezzetini içinde barındıran çağlaları dalından yeme imkanına sahip olursunuz. Endişe etmeyin Tur Abdin halkı batının kabalığı ve nobranlığından bihaberdir. Hoşgörülüdür.
Kimse size birkaç çağla yediniz diye kızmaz. Size en fazla gülümserler.

Özellikle tur tarihinizi 21 Nisan’a yani Paskalya tarihine denk getirirseniz buradan oldukça mutlu ayrılırsınız. Böylelikle hem paskalya kültürünü yakından tanıma hem de -tabi ki- desenli rengarenk yumurtaları görme imkanına erişmiş olursunuz. 

Turumuza (Mardin)Midyat – İdil(Şırnak) yolunun 23. km’sinde bulunan Mor (Aziz)  Gabriel Manastırıyla başlıyoruz. (Manastır’ın kiliseden farkı ibadetin yanı sıra dini eğitim de veriliyor olmasıdır.) Mor Gabrieldünyanın ayakta duran en eski Süryani-Ortodoks manastırıdır. Yapımına 397 yılında başlanmıştır. Tam tamına 1621 yıldır ayakta durmaktadır. Süryani Kiliselerine özgü en önemli özelliklerden biri de hayatını kaybeden azizlerin öldüklerinde sandalyeye oturur pozisyonda ve yüzleri doğuya dönük şekilde duvarın içine gömülüyor olmalarıdır. İnanışa göre İsa mesihin doğudan dirileceği ve o dirildiğinde onun karşısında yatar pozisyonda olmamak gerektiği düşünülür. Mor Gabriel manastırını gezerken olur da duvarlara dokunmak isterseniz dikkatli olun; dokunduğunuz yer bir azizin mezarı olabilir. 
-Ufak bir anektod; Mor Gabriel Manastırı Ahmet Ümit’in Kavim kitabında da hikâyenin şekillendiği yerdir ve yazar sık sık bu mabede atıfta bulunur.- Mardin’den geliyorsanız Midyat üzeri geldiğinizden, Midyat’ı gezmeyi geri dönüş yolunuzda olduğu için sonraya bırakıp direk Nusaybin yoluna girin derim.

Midyat’a yaklaşık 10 km ötedeki yoldan (Botaş Kuyularının olduğu yoldan) Kafro (Elbeğendi)köyüne geliyorsunuz. Köydeki evler Süryani taş ustalığının teknikleri, yapı malzemeleri(nahit katori taşı) ve mimarisiyleTurabdin’in dokusuna sadık kalınarak inşa edilmiştir. Gözünüzüne/gönlünüze sıcak ve hoş bir görüntü sunacaktır. 


Buralara kadar geldiyseniz ve karnınız da açsa hiç düşünmeden köydeki pizzacıda (pizzeriakafros) karnınızı doyurabilirsiniz.


Taş ocakta pişirilen Kereng‘li (Kengerli) ve Panirê Zozana‘lı (Yayla Peyniri, Koçer Peyniri) pizzaları özellikle öneririm. Ayrıca pizzanın yanında sunulan ayranın tadı da enfestir. Ayranını da tatmadan sofradan kalkmayın. 


Burada çok vakit kaybetmeyip yolumuza devam ediyoruz. İdil-Midyat karayolu üzerinde, ana yola 1 km mesafede ve yolun güney tarafında Akrah (Sare Köyü)’nde “ Mor Melke Manastırı” bizi bekliyor. Dışarıdan bir evi arındıran bu manastırın içi filmlere konu olacak cinsten. Manastırda 36 yıldır görevli Rahip İşo’ nun sıcak sohbeti sizi gülümsetecektir. Mor Melke’den çıkıp Bagok Dağının içine doğru yol alıyoruz. 
Bu yolda Mezopotamya’nın bütün estetiğinin sizi çevrelediğini göreceksiniz.
Yol aldıkça aynı zamanda bir tarih yolculuğunun da içerisinde olduğunuzu hissedeceksiniz. Bu yolun sonuna doğru yol ikiye ayrılacak; sol taraftaki yol sizi Ezidi mezarlığına götürürken sağdaki yol da sizi Mor Yakup Manastırı’na ulaştıracak. Bagok dağının en yüksek noktasında kurulan bu kilise yaklaşık 1500 yıllık bir geçmişe sahiptir. Kilise ayrıca Deyr Ghazelke (Ceylan Kilisesi) kilisesi diye de bilinir.Rivayete göre bölgede su bulunmadığı için kilisenin harcı ceylan sütünden yapılmıştır ve ismi buradan gelmektedir. Şayet herhangi bir mucize gerçek olabilseydi benim için en güzel mucize burası olurdu çünkü kilise inşasında o kadar özenli davranılmış ki kilise kayalara zarar vermeyecek ve kayalarla uyum içinde olacak şekilde tasarlanmıştır. Kilisenin bazı odalarının içinde hiç bozulmamış büyük kayalar kilisenin duvarları içinde bütün haşmetiyle durmakta. Kilise oldukça temiz ve küçük ziyaretçileri için çocuk parkı var. 
Muhtemelen ılık bir bahar akşamı bulunabileceğiniz en güzel yerde bulunuyorsunuz.

Tur Abdin platosunda yaptığınız turun ilk etabını tamamladığınıza göre fiziksel yorgunluğunuzu atmak için bütün Mezopotamya ovasına hâkim bu manastırın damında yanınızda getirdiğiniz Süryani şarabından bir kadeh yudumlayabilirsiniz. Bunu fazlasıyla hakettiniz.
Tur Abdin platosunda yaptığınız bu yolculuğunuzda ve yapacağınız yeni yolculuklarda Mezopotamya topraklarının bir sürü çiçekten oluşan rengârenk buketi sizi bekliyor olacak.  
Tur Abdin gezi notlarının 2. kısmı olan Matiate Ve Üç Kutsalı | Midyat, MARDİN (II)  yazımızda görüşmek üzere…