Arabayla Balayı II- Bled Gölü, Slovenya


Roma’da geçirdiğimiz iki dolu günün ardından, üçüncü gün sabah erkenden Slovenya’ya doğru yola çıktık. İtalya otobanları şu ana kadar gördüğüm en pahalı otobanlardı. Yalnızca İtalya otobanı için 100 Eurodan fazla ödeme yaptık. Yol boyunca İtalyan radyolarını dinlemek zorunda kaldık çünkü arabanın CD çaları sürekli olarak “error” mesajı verdi bizim CDlerimize. Bol sohbetli, molalı, güzel ve oldukça da hızlı bir yolculuğun ardından Slovenya sınırlarına girdiğimizde, Aşkın’ın otobandan çıkıp, manzaralı yollardan Bled’e varmak isteyeceği tuttu ve 200 kmlik yolu yaklaşık 3,5 saatte alarak Bled’e vardık.
Fakat bu 200 km’yi biraz daha anlatmam lazım çünkü daracık, tek şeritli yollar olsa da muhteşem manzaralar gördük ve yine gidecek olsak yine bu yollardan geçerdik. Her km’de aklıma nereden dadanmış bilemediğim, kasvetli Slovenya görüntülerinin yerini ayrı bir güzellik aldı.

dsc_0820

Küçücük ama bakımlı köyler, rengarenk çiçekler sarkan balkonlar, Doğu Karadeniz’i hatırlatan sıklıkta ormanlar, küçük dereler, göller…

 

 
(Geçtiğimiz köylerin girişindeki isim tabelalarından biri. Bazı köylerinki daha da çiçekli ve renkliydi ama hareket halinde en iyi çekebildiğim bu oldu)
 
Yolda ahşap bir bank görünce mola verip, sandviçlerimizi yedik, ufak bir yürüyüş yaptık, ve yola devam ettik.

(Mola yerimiz…)

 
Yol boyunca Aşkın’ın gözleri parlıyordu, ben de elimde makine fotoğraf çekip duruyordum.Balayı planlarını yaparken Bled gölünün fotoğraflarını görmüş ve güzel bir yere gideceğimizi tahmin etmiştim fakat bu kadarını hiç beklemiyordum doğrusu. Bled’e ulaştığımızda ise, hala o fotoğraflarda görünen göl karşımıza çıkmamıştı. Zaten ufak bir yer olduğundan, Aşkın “Herhalde sen yanlış yeri gördün, burada göl filan yok” demeye başlamıştı ki, Bled gölü tüm duruluğu ve güzelliğiyle karşımıza çıkıverdi birden. Gölün ortasında minik bir adacık vardı, adacığın içinde çan sesleri her yerden duyulan ufak bir kilise çevresinde de birkaç kafe. Akşam olmak üzereydi, otelimizi, daha doğrusu bungalovumuzu bulup yerleştik ve yürüyüşe çıktık. Yaklaşık üç saat boyunca yürüdük, bungalova döndüğümüzde vakit gece yarısına yaklaşıyordu. Gölün bizim kaldığımız tarafı sessiz sakindi ama yürüyüş yaptığımız ve kasabanın da merkezi olan bölüm otellerle doluydu, gece hem kalabalık hem de gürültülüydü. Bled’le ilgili sevmediğimiz tek şey de bu oldu zaten, kalacak yer seçimimden ötürü tebrikler aldım:)
Ertesi gün yine bol bol yürüyüş yaptık, bir sandal kiralayıp gölün içindeki adacığa doğru kürek çektik. Adadan gölün manzarasını seyrettik, gördüğümüz iki kocaman balığın peşinden metrelerce yürüyüp, balığı net alabildiğimiz bir poz yakalamaya çalıştık.
Bled ve çevresi doğayla iç içe bir tatil yapmak isteyenler için cennet gibi. Ormanların içinde yürüyüş ve bisiklet yolları var, gölde kano ve sandal kiralanabiliyor, balık tutulabiliyor, çevredeki ırmaklarda rafting yapılıyor, görülecek bir sürü şelale ve yüzmek isteyenler için de gölün belirli yerlerinde ufak plajlar var. Ayrılırken aklımızda sadece, buraya tekrar ve bisikletlerimizle gelmemiz ve dinlendirici bir doğa tatili yapmamız gerektiği vardı. Her ne kadar fotoğraf aslını yansıtmakta yetersiz kalsa da biraz ekleyeyim.
 
(Adanın kıyısında park halindeki sandallar)

(Su o kadar berrak ve temizdi ki, balıkları tek tek saymak mümkündü)

 

 

 


Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *