Arabayla Balayı I- Roma


Aşağıdaki yazılar “road trip” formatına bürünmüş bir balayından arta kalan anıların, gezi yazısı haline getirilmeye çalışılmış halidir..

Uçağa binerken Aşkın da ben de heyecanlıydık çok. Balayına veya birlikte tatile çıkıyor oluşumuzdan değil- daha önce de çıkmıştık- ama bu kez biraz daha farklı bir tatil yapacağımız için. 12 gün arabayla istediğimiz gibi dolaşacaktık, aklımızda oldukça uçuk görünen bir rota vardı, kaybolmadan, haşatımız çıkmadan, bütçemizi sarsmadan bu rotayı tamamlayıp tamamlayamayacağımızı merak ediyorduk. Bergamo Havaalanında inip araba kiralama şirketinin ofisine doğru yürürken, Aşkın’a bilmem kaçıncı kez , “kaybolursak panik yapmak yok, haritayı niye okuyamadın diye kızmak yok, kaybolmadan tadı çıkar mı hiç arabayla gezmenin” diyordum. Kiralama ofisinden arabanın anahtarlarını alıp, elimizde sözleşmeyle bizi kiralık arabaların olduğu park alanına götürecek ücretsiz otobüsü beklerken ilk şokumuzu yaşadık. Rotamızda Prag da vardı ve sözleşmede Çek Cumhuriyeti yasak ülkeler arasında görünüyordu. Oysa ki, tatile çıkmadan önce tüm kiralık araba şirketlerine yazıp rotamızı bildirmiştim ve Çek Cumhuriyetine seyahat etmeye izin verdiğini bildiren iki şirketten biri idi bu şirket. Hemen geri dönüp ofisteki İtalyan görevliye derdimi anlatıp, el kol hareketleri eşliğinde çok kötü bir İngilizce ile “No, no, if you go you will be arrested, you will be in trouble” cevabını aldım. Israrla müşteri hizmetlerinizden aldığım mailler halen yanımda, nasıl olur dediğimde ise, bir iki telefon görüşmesi yapıp, “trouble” kısmına vurgu yaparak kesinlikle gidemeyeceğimizi bildirdi kendileri. Moralim çok bozulmasına karşın, Prag’a gitmeyi planladığımız güne daha bir hafta vardı, bir kaç yazışma ile durumu çözebilirim belki diye düşündüm ve arabayı almaya gittik.

Park alanından çıkarken, torpido gözündeki haritayı fark ettik ve harita okuma konusundaki tek tecrübesi Paris’in metro haritasını çözmeye çalışmak olan ben İtalya otobanını çözme çalışmalarıma başladım. İstikamet Roma idi. Beklendiği üzere yüz kilometre kadar kaybolduk, bu esnada hava kararmış, Aşkın sinirden tırnaklarını kemirecek kıvama gelmiş, onun siniri bende kahkaha krizleri şeklinde tezahür etmiş, mütemadiyen girdiğimiz yanlış yollarda bizden kornalarını ve muhtemelen küfürlerini esirgemeyen İtalyanlar eşliğinde doğru yolu bulmaya çalışıyorduk. Sonunda bulduk da. Nasıl rahatladım anlatamam. Zaten ondan sonra önemli bir kaybolma yaşamadık, yaşayacağımızı hissettiğimizde, “alt tarafı bir iki korna işitir, fazladan biraz kilometre yaparız” diye güldük. Yollar çok güzeldi. Bergamo’dan Romaya kadarki sanırım yaklaşık 600 kilometrelik fakat bizim 800 km’ye yükselttiğimiz yolu tüketip Romaya vardığımızda ertesi gün öğlen olmuştu. Balayımızın ilk gecesini otoban kenarında, arabanın içinde uyuyarak geçirdik. Ne güzel bir anı:)

Roma’daki otel, şehrin biraz dışında, fakat oldukça konforlu ve güzel bir oteldi. Kısa bir duştan sonra kendimizi Roma sokaklarına attık. Klasik Aşk Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri, Pantheon turunu yapıp, Roma’nın çok sevdiğim meydanlarında yürüdükten, Pinokyo dükkanı adını taktığım ahşap oyuncak dükkanında Pinokyo’yla poz verip, birkaç ufak hediyelik aldıktan sonra, Pantheonun karşısındaki merdivenlere oturup, bir Pandomim stand-up şovu izleyip yaklaşık bir saat hem kahkahalarla güldük, hem de dinlendik, daha sonra her birine ayrı ayrı bayıldığım birkaç çeşit pizza ziyafetinin ardından otelimize döndük.
dsc_0542
Ertesi gün Vatikan’dan başladık gezmeye. Benim mimarisini, içindeki ihtişamı, eserleri büyüleyici fakat ruhsuz bulduğum St. Pietra Basilicasını gezmemiz yaklaşık üç saatimizi aldı.
dsc_0488

Basilica’nın içerisinden bir kare..-

Çıktığımızda öğlen olmuş, 34, 35 derecelik berbat nemli sıcak hava bastırmıştı. Yeniden aşk çeşmesi tarafına gidip, sokaklarda yürümeye başladık, sokak müzisyenlerini dinledik, karikatüristleri çizim yaparken seyrettik, sprey boyalarla her beş altı dakikada bir rastgele görünen hareketlerle Roma resimleri yapan kızı izledik, hergün o boyaları solumanın etkisini yaşamaya başlamış mıdır merak ettik.
csc_0596

-St. Pietra’nın önündeki meydanda bulduğu bir pencere kenarında, büyük bir konsantrasyonla kitabını okuyan, çok takdir ettiğim bir şahıs:) –

dsc_0539
Meydanlarda oturup insanların geçişini, insanlara alışkın, yerlerden yemlerini yiyen güvercinleri, taklit çantalarını serip satmaya çalışan, sonra bir ıslıkla kaçışan zencileri, tarihi binaların içine dünya markalarını sığdırmış bu güzel şehirde yaşamın nasıl akıp gittiğini seyrettik. Arada pizza yemeyi de ihmal etmeden tabi.. Benim Roma’ya ikinci gidişimdi, ilkinde sevmiştim, hala seviyorum ve tekrar gitmek isterim. İlk kez giden Aşkın da sevdi Roma’yı. Hem eski hem yeni bir şehir Roma, hem tarihte hem günümüzde yaşıyor. Umarım tekrar gidebilirim.
dsc_0561
Panjurlu tipik Roma apartmanlarından biri..

dsc_0712
Roma’da sokaklar daracık..Park sorununa en iyi çözüm bisiklet, motosiklet veya o boyutlarda minik bir araba.

 

dsc_0328

Aşk Çeşmesi olmadan olmaz..

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *